Orta sınıfın hikâyesi uzun süre çok net bir sıraya dayanıyordu: Oku, bir meslek edin, düzenli çalış, birikim yap, bir ev al. Bu formül nesiller boyunca güvenli yol olarak görüldü. Soru basit ama rahatsız edici: Bu formül bugün hâlâ aynı sonucu veriyor mu?
Fakirleşme artık sessiz
Ekonomik olarak geriye gitmek mutlaka maaşın düşmesiyle başlamıyor. Çoğu zaman başlangıç çok daha sessiz: aynı maaşla daha az şey satın alabilmek. Market fişi, kira, eğitim masrafı, hepsi aynı gelirle karşılanması giderek zorlaşan kalemler hâline geliyor. Mesele "ne kadar kazanıyorum" değil, "kazandığımla ne kadarını alabiliyorum".
Alım gücü
Nominal maaş artışları haber başlıklarında iyi görünür. Ama enflasyon aynı dönemde daha hızlı ilerlediğinde, kâğıt üzerindeki artış gerçek hayatta bir gerilemeye dönüşür. Zam aldığını hissedersin, ama market arabası aynı parayla daha az dolar.
Konuta erişim
Ev sahibi olmak, önceki nesiller için çalışıp biriktirerek ulaşılabilir bir hedefti. Konut fiyatları gelir artışının önüne geçtiğinde bu hedef giderek uzaklaşan bir çizgiye dönüşüyor. Bu da orta sınıfın en önemli varlık biriktirme aracından uzaklaşması demek.
Neden varlık sahipleri öne geçiyor?
Zenginlerin geliri büyük ölçüde maaşa değil, varlıklara bağlı: gayrimenkul, hisse senedi, işletme. Varlık fiyatları enflasyondan hızlı arttığında varlık sahibi bu artıştan doğrudan faydalanıyor; yalnızca maaşla yaşayan ise enflasyonun sadece maliyet tarafını hissediyor. Bu asimetri zamanla farkı kapatmak yerine derinleştiriyor.



